Beaujolais bir bölge. Sağda solda, bir tadımdır, akşam yemeğidir, olur da bir ukala karşınıza çıkar da ahkam keserse işte size bilmeniz gerekenler. Bölgenin ana üzümü de Gamay. Benim pek yıldızımın barışmadığı bir çeşit. Bugune kadar Beaujolais Nouveau içip de damağımda iz bırakan bir yıl olmadığından mıdır yoksa gerçekten de pazarlama numarası olduğundan mıdır pek Anadolu işi gibi değil gibi gelir. Yani biraz Mezopotomya mahallesinde salyangoz satmak gibi birşey! Neyse biz konumuza dönelim.
Bu bölgede üretilen taze şaraplar dünya çapında büyük bir üne sahip. Elbette pazar ve satış dendiğinde ilk akla gelen ülke ABD, zira çıkış tarihi itibariyle Şükran Günü’ne (kasımın 4. Perşembesine) yetişen bu şarapların piyasaya çıkış tarihi de Kasımın 3’üncü Perşembesi.
Beajolais Nouveau’yu diğer şaraplardan ayıran en önemli özellik, üretim yöntemi ve bu yöntem sayesinde kazandığı farklı lezzetler.
Şarap üreticileri, geleneksel olarak, ‘karbonik maserasyon’ denen bir yöntemle, çok farklı bir şarap üretiyorlar. Üzümleri patlatmadan, olduğu gibi tanklara koyup, tankları karbondioksit gazı ile dolduruyorlar. Bu sayede, mayalanma tanelerin içinde başlıyor ve maserasyon da aynı anda gerçekleşiyor. Böylece, parlak kırmızı renkli, muz, kiraz, pamuk şekeri aromalı, bol meyveli, düşük tanenli ve düşük asitli, yani çok rahat içimli ve lezzetli olduğu iddia edilen şaraplar ortaya çıkıyor. Güzel taraflarından bir tanesi bence pahalı olmaması.
‘Beaujolais Nouveau’ her yıl kasımın üçüncü perşembesi, dünyanın pek çok yerinde, büyük gümbürtüyle, barlarda kafelerde restoranlarda “Beaujolais geldi” ( beaujolois nouveau est arrive) posterleri ile duyurulur.
Bakmayın siz, pazarlama stratejisi olarak kabartılmış abartılmış bir şarap olsa da geleneğe sahip çıkmak önemli. 1940’lı yıllarda İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgali altındaki Paris’ten, tarafsız bölge ilan edilen Lyon’a kaçan gazeteciler, işgal sırasında bolca tükettikleri Beujolais Nouveau şaraplarını sürgün anısı olarak Paris’e götürmüşler, önce bir geleneği sonra da bir modayı da başlatmışlar. Moda diyorum çünkü işgal sırasında Paris’te olmayan diğer herkes de örneğin İspanyollar ‘vino nuevo’, İtalyanlar ‘vino novello’, Portekizliler ‘vinho novo’ olarak adlandırıyor bu şarabı ve evet bu şarap, ülkemizde de ‘primeur’ adı ile çıkıyor.
Bu şaraplar meyveli ve rahat içimli olsalar da maalesef birkaç ay içinde bu özelliklerini kaybederler. Bu nedenle, piyasaya çıkar çıkmaz içilmelidirler. Yılbaşına varmadan çoktan tükenmiş olmalıdırlar. Siz siz olun yılbaşından sonra itibar etmeyin bu şaraba. Kasım ayının üçüncü perşembesi ritüeline, üzüm yetiştirici iseniz bağ bozumunuzun ilk mahsulü diye, kaliteye takılmadan uyabilirsiniz. Sırf yorgunluğunuzun anısına. Eğer, evde şarap yapan biriyseniz ise, karbonik maserasyon yapmasanız bile, Kasıma denk gelen aktarmalardan artan bir kadehinizi bu geleneğe uydurup tadabilirsiniz. Bir araya gelmeye bahane olsun, tadımlar yapılsın, minik tatlı dedikodularla yılın hasatı masaya yatırılsın.