En Güzel Şarabı Ne İçin Saklarız?

En Güzel Şarabı Ne İçin Saklarız?

İster avcı grup ister toplayıcı gruptan olun, şu yerleşik hayata sedanter düzene geçtik geçeli ilerlemeye programlı insan evladı. Doğduk, hamdık, büyüdük, bütünleştik piştik, değiştik, uyum sağladık ya da sağlayamadık elhamdülillah. Kederi de biriktirdik mutluluğu da. İnsanı da biriktirdik eşyayı da. Ya erteledik ya kıymetini bilmedik ya da köpürte köpürte hele de benim gibi coşkulu tiplerdenseniz dramlar kraliçesi gibi hikayenin bir özelliği olsun, ille anlamı olsun diye bekledik de bekledik.

Ne için?

Aman efendim değsin. Aman efendim yeri gelsin. Aman efendim herkes bilsin. Aman efendim ziyan olmasın. Aman efendim de efendim.

Olsun efendim. Ziyan da olsun, seyircisiz de olsun. Paşa gönlünüz ne zaman ne ister bir sorunuz kendinize.

Oğuz Atay, ‘dünyanın bütün içkilerini içmeli albayım der’ Tehlikeli Oyunlar kitabında. Kendisinden daha iyi bilecek halimiz yok ya, ne vardı sanki mezuniyette alıp içmediğiniz sonra da sirkeye çevirdiğiniz o güzelim Cabarnet Sauvignon’u ‘oh be bitirdim okulu’ diye yudumlasaydınız? Ne vardı sanki çocuğunuz doğduğunda ayırdığınız o Merlot’yu boşverip ertesi gün içiverseydiniz?

Tevellüt itibariyle, güzel bir an olsun, bir mutlu gün olsun, dostlar gelsin diye kenarda köşede tuttuğum şişelerden artık hiç yok. Kötü günde lazım en iyi şarap, en güzel yemek, en iyi müzik, en iyi film. Bir iki en iyisinden dost yanınızdaysa zaten lafı olur mu büfeciden de olsa alelacele yoldan alınmış şarabı içmenin? O, Balkanlardan almıştınız ya, Mavrud nerdeydi bir bakın, bir dolunayda hadi açın gitsin Asirtiko’yu. Sebepli ya da sebepsiz bir kasvet girdiyse içinize, gül rengi şarap içilmez mi? Yıldızsınız! Parlayacaksınız! En sönük zamanınız olsa da, en yalnız kalmak istediğiniz zamanda, içerideki elması parlatacaktır bir kadeh, ama en iyisinden, ama en özelinden, ama en kıymetlisinden. Tıpkı sizin gibi.